İçeriğe geç
Gerçek Gazete
Kişisel Gelişim

Mükemmeliyetçilik Ne Zaman Engel Olur? Yeterince İyiyi Kabul Etmek

Yüksek standart ile mükemmeliyetçilik arasındaki fark nerede başlar? Bir işin ne zaman biteceğini önceden belirlemenin ve özeni doğru yere yöneltmenin yolları.

Derya Tanış 4 dk okuma

Bir işi elden çıkarmakta zorlanan, defalarca gözden geçirdiği halde hâlâ eksik bulan, başlamadan önce her koşulun uygun olmasını bekleyen insanlar için mükemmeliyetçilik çoğu zaman bir övgü sözcüğüdür. Titizlik, özen ve yüksek standart gibi görünür. Oysa aynı eğilim belirli bir eşiği aştığında işi iyileştirmeyi bırakır, yalnızca geciktirir ve yıpratır. Aradaki farkı görmek, bu eğilimle yaşayan biri için en önemli adımdır.

Yüksek standart ile mükemmeliyetçilik aynı şey değildir

Yüksek standardı olan kişi, işin ne kadar iyi olması gerektiğini bilir ve o noktaya ulaştığında durur. Mükemmeliyetçi ise durma noktasını tanımlamamıştır; her gözden geçirme yeni bir eksik üretir. Birincisinde ölçüt işin kendisidir, ikincisinde ölçüt kişinin kendi değeri hakkındaki kaygısıdır. Bu yüzden mükemmeliyetçi biri işi bitirdiğinde bile rahatlamaz, çünkü sonuçtan çok "yeterince iyi biri olduğunu" kanıtlamaya çalışmaktadır.

Bu ayrım pratikte kolay görülür. Bir işe harcanan çabanın karşılığında sonucun ne kadar iyileştiğine bakmak yeterlidir. İlk çabalar sonucu belirgin biçimde yukarı taşır; belirli bir noktadan sonra saatlerce uğraşmak neredeyse hiçbir şey değiştirmez. O noktadan sonra harcanan zaman, işe değil kaygıya harcanıyordur.

Erteleme ile birlikte yürümesinin nedeni

Mükemmeliyetçilik çoğu zaman işi çok fazla yapmakla değil, hiç başlamamakla kendini gösterir. Zihinde kurulan sonuç fazlasıyla yüksekte olduğunda, ilk taslağın kaçınılmaz olarak kötü olacağı hissi başlamayı zorlaştırır. Kişi kendini hazırlıksız hisseder, daha çok araştırmak ister, koşulların düzelmesini bekler. Böylece bir işi kusursuz yapma isteği, o işin hiç yapılmaması sonucunu doğurur.

Bunun karşısındaki en işe yarar tutum, ilk sürümün kötü olacağını baştan kabul etmektir. Yazılan ilk paragraf, çizilen ilk taslak, denenen ilk çözüm zaten geçicidir; işlevi sonucu vermek değil, üzerinde çalışılacak bir malzeme yaratmaktır. Elde bir şey olduğunda düzeltmek kolaydır, boş sayfayı düzeltmek mümkün değildir.

Yeterince iyiyi tanımlamak

Bir işin ne zaman biteceğini önceden yazmak, mükemmeliyetçiliği sınırlayan en somut yöntemdir. İşe başlamadan önce iki şey belirlenir: bu işin karşılaması gereken asgari koşullar ve bu işe ayrılacak makul süre. Koşullar sağlandığında ya da süre dolduğunda iş teslim edilir. Karar anını işin ortasında, yorgunken ve kaygılıyken vermek yerine baştan vermek, kararı çok daha sağlıklı kılar.

Her işin aynı özeni hak etmediğini kabul etmek de gerekir. Uzun süre etkisi kalacak, geri dönüşü zor ve çok kişinin göreceği işlerle, bir kez kullanılıp bir kenara konacak işler aynı ölçüde emek istemez. Bütün işlere en yüksek standardı uygulamak, gerçekten önemli olan işe ayrılacak enerjiyi tüketir.

Hata payını hesaba katmak

Mükemmeliyetçiliğin en yorucu yanı, hatanın bir felaket gibi yaşanmasıdır. Oysa çoğu hatanın maliyeti düşüktür ve düzeltilebilir. Bir işe başlarken "burada bir şey yanlış giderse ne olur" sorusunun dürüstçe yanıtlanması, çoğu durumda ortaya küçük bir sonuç çıkarır. Sonucun küçük olduğunu görmek, işi taşıma biçimini hafifletir.

Hata yapıldığında kullanılan dil de önemlidir. "Bunu beceremedim" ile "bu denemede şu kısım tutmadı" cümleleri aynı olayı anlatır ama farklı sonuç üretir. Birincisi kişiyi hedef alır ve bir daha denemeyi zorlaştırır; ikincisi olayı hedef alır ve neyin değiştirileceğini gösterir. Bu ayrımı kurmak, zamanla hatayla kurulan ilişkiyi değiştirir.

Başkalarının görüşünü doğru yerde tutmak

Mükemmeliyetçi eğilimin arkasında sıklıkla eleştirilme korkusu bulunur. Ancak yapılan işlerin çoğu, sanıldığı kadar uzun süre incelenmez. Karşı taraf işin ayrıntılarına değil işlevine bakar; sunumun bir slaytındaki hizasızlık, teslim edilen bir raporun cümle yapısı ya da bir sofradaki küçük eksik çoğu zaman fark bile edilmez. Bunun farkına varmak, harcanan emeği daha gerçekçi bir yere kaydırır.

Görüş almak da bu noktada işe yarar. İşi tamamlanmamışken güvenilen birine göstermek, hem gereksiz ayrıntılarda kaybolmayı önler hem de gerçekten eksik olan yerleri erken gösterir. Kendi başına sonsuz kez gözden geçirmek yerine, dışarıdan tek bir bakış çoğu zaman daha isabetlidir.

Küçük denemelerle esnemek

Bu eğilim tek bir kararla ortadan kalkmaz, ancak küçük denemelerle esnetilebilir. Bilinçli olarak bir işi normalden daha kısa sürede bitirip teslim etmek, sonucun ne olduğunu görmeyi sağlar. Çoğu zaman beklenen olumsuz tepki gelmez ve bu deneyim, bir sonraki sefer için güven biriktirir. Aynı şekilde küçük ve önemsiz bir işi bilerek kusurlu bırakmak da rahatlatıcı bir alıştırmadır.

Amaç özensizleşmek değil, özeni doğru yere yöneltmektir. İşin gerçekten önemli olan kısmına derinlemesine emek vermek, geri kalanını makul bir düzeyde tamamlayıp bırakmak hem daha çok iş çıkarmayı hem de süreçten daha az yıpranarak çıkmayı sağlar. Yeterince iyiyi kabul etmek, standardı düşürmek değil; nerede duracağını bilmektir.

Paylaş: Facebook X WhatsApp

Kişisel Gelişim bölümünden